Sait Akdağ, Ömür Konuğu

Misafir Kalem

GÖNÜL ÜTOPYASININ GERÇEĞE KİLİTLENMESİNDE KÖPRÜ

 

Mutluluk düzleminin sacayağını dersleştirmek gerekirse; akıl matematik, gönül edebiyat, aşk şiirdir. Yürek sıcaklığının en içten fısıltıları sevgi renginde belirir. Ve gönül galerilerindeki aşk çıngılarının aydınlığı ebedidir…”
 
Ebedi aydınlığın aksi aynalarda ahulaşır, canlaşır… Dondurulmaya namzet edalarda seçilen anların yarınlara salınımında ise aracı fotoğraftır.
 
Canlı ve cansız yaşanılan âlemde varlık namına suretlerin çerçevelerde çeşnilenmesinde iki aracı söz konusu: Aynalar ve fotoğraflar... Yaşayan ve yaşatan mayalar, aynalar; ölüler evinde yaşamaya çalışanlar, fotoğraflar…
 
Herşeyi sarıp sarmalayan ve kuşatan zamanın; düne aitliğindeki saniyelerini sayma çabasındaki nafile gayretiyle acizleşen fotoğrafların sararmış yüzleri, sonbaharın dökülen yapraklarının hüznünde titreşip dururlar. Dünü zapta geçirme, anı yakalama, yarına hükmetme zorlamasındaki fotoğraflar; gözde görünen saraylığının gerisinde, özde “eksi abidelik”in hiçliğinde derinleşirler.
 
Eski bir kapının kapanışındaki gıcırtısına eşlik eden, giderek fotoğrafların sönükleşen ferleri, doğru söyleyemezleşirler. Zamanı zapt etme gayretinin yoruculuğu, daha başlamadan jübilesi yapılmış yarışın bitkinliğinin ilanıdır. Zamanın insanla ölümüne raksında; anlık şahitliğin deklanşör dikkatine yansımışlığı, iddiaların asılsızlığına zemin hazırlayan dekorluğu çerçeveler: Bu fotoğraftır.
 
Zaman değişir. An değişir. Hayat değişir. İnsan değişir. Suret değişir. Siret değişir. “Değişmeyen tek şey; değişmektir!” Fotoğraflar buna beyhude çıtırdamalarla karşı koymaya çalışırlar…
 
“Zamanla nasıl değişiyor insan/Hangi resmime baksam ben değilim/Nerde o günler, o şevk, o heyecan/Bu güler yüzlü insan ben değilim/Yalandır kaygısız olduğum yalan!...”
 
Ezelde silinmemek üzere yazılmış ak yazının, kararlaşmış vetiresinin hayata yansımışlığını an be an mütemadiyen aksettiren aynalar, gönül paklığında berraklığa nisan yağmuru damlalarında can katarlar. Gerçekle burun burunalığı fasılasız fısıldayan aynalar; anı anda afsunlayıp, gözbebeklere gözde bir edada sunuverirler…
 
Ve salıverdikleri sahici nefesleriyle; yüzlerindeki nazarları kışlarda ısıtır, yazlarda serinletirler. İşte bu gerçeğin ta kendisi, realitenin şıpsevdi serüvenidir… Yapmacıklıktan azade, gerçekliğin gergef işlenmişliğindeki şahikalığıyla insanın gönül açılımının nadideliğini dekorlayarak, boş bakışları hoşça makamlarda besteleyip musikileştirir aynalar…
 
Gönül detaylarının gizli kalmışlıklarını, kalabalıklarda ve tenhalarda incelmiş nezakette muhataplarının haleti ruhiyelerine uygun bir rutuşta sessizce ustura kesmişliğinde, itiraza mahal olmayacak şekilde ifşa ederler. Bu yerine göre bir itiraf, bir halleşme, bir dertleşme, bir bağrışma, bir sevimlileşme, bir kızma, bir sevinme, bir höykünme, bir övünme, bir kendini beğenme, bir ağlaşma, bir kahkaha tufanı… Yani hayatın bütün ecramıyla ta kendisi!
 
“Neden böylesiniz?/Önce dostça arkadaşça,/Gülerek bakarsınız gözbebeklerime rahatça/Sonra sır perdesini aralayıp/Haykırırsınız: acımasız, pervasız, hoyratça!”
 
Aynaların tek yüzü vardır. Her çeşit bakışı “bilmukabil” cevaplayarak, azami yansıtıcılığın firesiz favoriliğinde, katıksız gönül nazarlarını ifşa eden bir aydınlıkta, sönmeyecek parıltılarla içtenlikleri işmar ederler.
 
Bir yönüyle aynalar, gönül yaylasında açılan çiçek nefasetindeki kelebek kanatları nazenindeki niyetleri bütün pırıltılarıyla sunan sunaların salınımı… Diğer yönüyle de cehennemi azgınlığın cam çatlatan gaddarlıktaki göçmüşlüğünü gösteren gerilim doruklarının dermeyanı… Bütün fırtınalarıyla insan tıraşının gözlerinin önüne ve gözler önüne serildiği bir gerçeklik…
 
Leke kabul etmezlik özelliğinin safiyetinin serildiği yüzüyle, sırlara sağlamlığın gerçekleştirildiği arka yüzünün bütünleşmiş tek vücutluğu; gönül berraklığını simgelemenin huzuruyla, perde perde aralanan sihirli bir dünyanın eşiği aralanır. Bu eşik geçildiğinde, gönül sükûnunun iklimleneceği, sevgi bulutlarının yağmurladığı ve sonrasında aşk gökkuşağının açılacağı bir ümrana ulaşılır…
 
Aynanın, ana yüreği asıllığında; gönül coğrafyasında sevgiden aşka uçurduğu kumruların pikeleri rehaveti dağıtacaktır. Gönül ütopyasının gerçeğe köprülenmesinde, haddeden geçmiş bir nezakette; kırılmadan, kavrulmadan ve savrulmadan: “Divanlar köyünün divanında güzellenmiş gönüller,/Sevgide divanelenmiş sevdada diva olmuş yürekler” de soluklanmasıdır bir nevi…
 
Gönül ellerinin birbirine tutmuşluğunun dev gölgesinin yayıldığı dev ayna görüntüsünde; gönül dünyasının şavk duvarının fonunda apappak aşktan şiir çiselemeleri görülebilecektir.. Gönül ayna/gönülay benzerliğinin, gül ve ay/gülay coşkunluğunda, civanımsı cevherliğin önü, kesilemeyecek şelalelerde şırıldamasını şevkle şerh etmek gerektir. - S. Edip Yörükoğlu / Sait Edip Akdağ

   27.07.2008

© 2010 omurkonugu.com

Misafir Kalem

  •  MÜMİN VE GÜNAH

    Hz. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) verdiği bilgilerin doğruluğunu gönüllü ve şartsız kabullenmek manasındaki "iman"ın insana en büyük değeri kazandırdığına tarih de şahit günümüz de. Gerçeğe kendini teslim edip sistemi uygulamanın da "İslam" olduğu ma-lumdur. İman ve İslam, hay...

  •  GÖNÜL ÜTOPYASININ GERÇEĞE KİLİTLENMESİNDE KÖPRÜ

      “ Mutluluk düzleminin sacayağını dersleştirmek gerekirse; akıl matematik, gönül edebiyat, aşk şiirdir. Yürek sıcaklığının en içten fısıltıları sevgi renginde belirir. Ve gönül galerilerindeki aşk çıngılarının aydınlığı ebedidir…”   Ebedi ...

  •  TEBLİĞ Mİ DİYALOG MU?

    Yaratıcımız, sûret bakımından güzel yarattığı insanlara sîret (manevîyat ve ahlâk) bakımından da güzel olmanın yolunu göstermek üzere, “ Sizlerden Allah’ı ve ahiret gününü ümit edenler için, Allah’ın rasûlünde güzel örnekler vardır &rdquo...

  •  DİN VE TAASSUP

    Din ve Taassup Rabbimiz'in Kur'an-ı kerimde insanların bir birlerini tanımaları için kabile ve şubeler halinde yarattığını haber verdiği ayet (Hucurat, 49/13) ve Hz. Rasülüllah'ın (s.a.v.) ruhları toplu askerlere benzetip, tanıştıkları zaman bir birlerine ülfet edeceklerini; yabancılaştıklarında ihtilafa düşeceklerini bildiren hadis, Allah'ın nuru...

  •  VAHİY VE İNSANLIK

    60-80 bin kadarının bir kovanda huzurla yaşayıp, hiçbir canlının üretemediği ve insanların neredeyse canlarına can katıp birçok derdine deva olan balı üreten, Kuran'da ismine bir sure tahsis edilen ve Hz. Rasülüllah'ın cennete gireceklerine şahitlik ettiği balarılarını bu kadar verimli ve cennete aday yapan sebeb...

  •  PEYGAMBERLERE İMAN

    Her şeyden önce mevcut olan yaratıcımız, ilah olarak tanınmayı isteyince kâinatı ibadete uygun bir mahal olarak hazırlayıp, kendine ibadet etmesi için yarattığı insanın emrine tahsis etti. Yoktan yaratılmış dünyayı, elektrik hattına bağlanmadığı için karanlık ve atıl bir fabrikaya benzetebiliriz. İnsan onu ya peygamberlere gelen vahiyle aydınl...

  •  İYİYİ TAVSİYE METODU

    İyiyi tavsiye metodu Hayatı tesadüf eseri süfli bir varlığa bağlamayı reddedip, bilinçli fiil eseri olarak medeni bir peygamberle başlatan yaratma teorisi, insanın gelişi güzel vahşi bir hayata mecbur olmadığını ortaya koymaktadır. Psikolojik (ruhi) yanı ve aklıyla diğer canlılardan ayrılan insanın farklı bir gaye için yaratıldığını artık her akl-...

  •  HUZUR KAYNAĞI VAHİY

    Bir yıl tek başına bir adada mı, on kişiyle büyük bir odada mı yaşamak istedikleri sorulsa, eminim çoğu insan odada yaşamayı tercih edecektir, zira insan toplum halinde yaşamaya planlanmış bir canlıdır. O, karnını doyurmak, ruhunu rahatlatmak veya canını korumak hususunda kendine yeterli değildir. Sırtında sabit kürkü o...

  •  BÜYÜK İKRAM

    Yunus Emre merhum "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" derken insanın hakikatinin görünürdeki bedeninden ibaret olmadığını vurgulamak istemişti herhalde. Zaten bu cümlesini açmak için ayrıca o, "bir 'ben' var benden içeru" demişti. Haydi, biz de d&uum...

  •  İSLAM VE İHSAN

    İnsanın güzelden hoşlandığı kadar, kendini sevdirmek ve beğenilmeye meyyal bir canlı olduğu bilinir. Beğenilme duygusuyla beslenir, canlanır, olgunlaşır ve mükemmelleşir. Fıtrattaki inanma hissiyle de aynı manada olduğu için, onun bir nimet olduğunu da söyleyebiliriz. Beğenilme arzusu olmasa insan, dünkünden farkl...

  •  ÖRNEK İNSAN

    Allah Teâlâ, his ve hareket etme gibi hususiyetleriyle cansyz maddelerden, akylla di?er canlylardan ayyrarak insanlara ikramda bulunmu?tur. Hatta onlary yeryüzünde kendine halife olarak seçip, di?er varlyklaryn hepsini onlara hizmetçi ve alet kylmy?tyr. Bu kadar imtiyazy Allah insanlara istisnâi bir görev için vermi?tir: kendini tanymalary. Bil...

  •  YENİDEN DOĞUŞ

    "Elestü" bezminden sonra Yaradan'ın nurunu seyre dalan ruhumuz, kendi âlemindeki makamında sabit, fakat daha fazlasını elde edebilme kabiliyeti ile donatılmıştı. O kabiliyetin semeresi olacak daha üstün ve kalıcı müşahede ise, İlahi hikmet gereği, bir şarta bağlanmıştı: Ruh, beden kafesine inerek nefs denilen zulmet timsaliyle buluşacak; onu ...